-->  Giriþ | Kayýt Ol  

 
Anasayfa        Fotograf Albumu        Misafir Defterini Yaz        Uyelik        iletisim
Site Menü
 Dernek Ýçeriði
 Ana Sayfa
 Yönetim Kurulu
 Kurucular Kurulu
 Üyelerimiz
 Etkinlikler
 Dernek Amacý
 Hakkýmýzda
 Dernek Tüzüðü
 Faaliyetler
 Köy Geçim Kaynaðý
 Kimlerdensin
 Yöresel Þive
 Köy Fotoðraflarý
 Siir Bahcesi
 Misafir Defteri
 Hemþeri Ekleyin
 Etkinlik Ekleyin
 Köy Videolarý
 Kabristan
 Site Ýçeriði
 Boyalý Forum
 Site Üye Listesi
 Günlük
 Siteyi Tavsiye
 Ýncelemeler
 Arama Yap
 Site Ýstatistik
 Haber Arþivi
 Haber Öner
 Top 10
 Köy Fotograflarý
 Üyelik Güncelle
 Özel Mesajlarýnýz
 Site Reklam
 Boyabat Halit Akcan
 Boyemder
 Pendik Doganspor
 Yazý Köyü
 Davul Zurna Video
 Bengübelen Köyü
 Boyabat Ezgi Fm
Günün Hadis-i Þerifi
 BuGün:
Allah katýndaki deðerlilik durumunu öðrenmek isteyen kimse, Allah’ýn kendisinin yanýndaki itaat ve saygýnlýk durumuna baksýn.


Fahri Baþkanýmýz
Boyali Köyü Güzellestirme Ve Kalkindirma Dernegi
Köylülerimiz

Furkan ULUTÜRK

ORDU
(2010-10-12)



ÞEVKET ÇAÐLAR

ANKARA
(2010-05-23)



--Galip KABAL

-----ANKARA
(2010-03-08)



cemil meþeci

istanbul
(2010-01-30)



sedat kabal

ýstanbul - pendik
(2009-12-30)



Cemil GÜVEN

AKSARAY
(2009-11-25)



Ertuðrul ULUTÜRK

Ordu
(2009-11-10)



Hasan TURAN

Ýstanbul
(2009-10-29)



Abdullah TURAN

Ýstanbul
(2009-10-29)



Cavit TURAN

Ýstanbul
(2009-10-29)



Toplam 20 hemþeri kayýtlý


Tüm Hemþerilerimiz
Ad Left ba
Boyali Köyü Güzellestirme Ve Kalkindirma Dernegi
16x600
Yöresel Þivemiz
þive



A

Abu: Abla. “Abuma haber verin”

Acuk: Yabani acý elma

Acuðu çýkmak: Çok zayýflamýþ, þekli deðiþmiþ olan. “Þu haline bak! Acuðun çýkmýþ.”

Ada: Irmaðýn menderesleri arasýnda kalan toprak parçasý. “Adayý gene ýrmak basmýþ diyorlar.  Gidip bir bakacaðým.”

Aðnanmak: Çamur veya toz içinde yatarak yuvarlanmak, her tarafý çamur veya toz etmek. “Kömüþler çamurda aðnanýyorlardý”

Allem: Sonucu tahmin edilemeyen durumlar için kullanýlan,  “Allah bilir” anlamýna gelen “Allah-ü alem” kelimesinin kýsaltýlmýþ þekli “Allem gelecek, geleceðim demiþti”

Amruksamak: Arzu duymak, imrenmek

Asmak: Aðýr gelmek. “Çuvaldaki son bir kürek pirinci de koyunca, terazinin kefesi aþaðý doðru astý.”

Astýrmak: Aðýr gelmek. “Tahterevalliye sen binince üçünü de astýrdýn.”

Atanak: Çocuklarýn ok atma aleti için yaptýklarý oyuncak yay.

Avloð: Bahçe veya tarlalarýn etrafýna dikenli çalýlarla yapýlan çit. “Avloðya diken kesmeye gidiyorum.”

Aydaþ: Çok cýlýz, eneze, hastalanacak kadar zayýf, bir deri bir kemik olan kimse. “Þu haline bak!  Aydaþýn çýkmýþ”

B

Banak: Lokma, Yufka ekmeðin dürülere yenebilecek kadar olan parçasý “Ben banaðýmdan artýrarak bu günlere geldim.”

Banmak: Lokmayý yemeðin suyuna sokmak. “Ekmeði yemeðe bandým, hemen  aðzýma attým.”

Banakçý: Onun bunun yemeðinden faydalanan, çöplenen kimse.

Bar: Beraber, birlikte. “Bekle de, ikimiz bar gidelim”

Barýkmak: Susamak

Býdýl býdýl: 1) Kýsa adýmlarla çabuk yürüyen kimse. “Býdýl býdýl dolaþýyor.”  2)  Ýþ gördürmeyen ayak altýnda çok dolaþan çok hareketli çocuklardan söz ederken beðenilmeyen bir davranýþý anlatýr. “Aman! Býdýl býdýl ayaðýmýn altýnda dolaþýyor.”

Býdýmýk (Býdýmýcýk): Azdan daha az, çok ufak veya küçük.“Ekmeðin kenarýndan býdýmýk ýsýrmýþ.”

Býlkýmak: Olgunlaþmýþ, en olgun halini almýþ her türlü meyve. “Bu kavun býlkýmýþ bir kaþýkla yemeli”

Biçik: Ýnek yavrusu.

Bidümük. (Bak: Býdýmýk)

Biki: Birkaç, bir miktar. “Biki onlara gittik geldik.” “Biki malzeme aldýk.”

Bilik: 1) Ocaklarda saç altýnda ya da köy fýrýnlarýnda piþirilen iki kiþinin doyacaðý büyüklükte ekmek. “Tek baþýna bir biliði yedi.”    2) Çelik-çomak oyununda (Deðnekle ve bir çomakla oynanan bir çeþit oyun) sayý “Üç bilik aldým.”

Biþi:
Saç üzerinde piþen yufkalarýn üzeri yaðlý sütle ýslanarak üstüne yeni
açýlan yufkanýn konulmasýyla piþmesi için ateþe çevrilen ve bu þekilde
yeni yufkalarýn eklenmesiyle kat kat yapýlan ve daha çok bayramlarda
piþirilen ekmek. Bu ekmek içine gene köylerde yapýlan un helvasý
konularak yenir.

Bizehem (Bizeðem): Çok az, çok küçük miktarda.  “Bizehem düþün”

Boðba: Akýlsýzca iþ yapan kimse. “Boðba yapmasaydý.”

Boðsa: Dolaplarýn, sergenlerin üst kýsmý, yüksek yer. “Lütfen, þunu boðsaya koy.”

Burulðan: Kramp, adale kasýlmasý, Þiddetli ve ani olan sancý. “Ne yapsak! Hayvanýn karnýnda burulðan var.”

Bükelek Tutmak
(Cýz tutmak, külek tutmak) : Özellikle yaz aylarýnda irice bir sinek
türünün büyükbaþ hayvanlarý ýsýrarak onlardan ayrýlmamasý, onlarý
rahatsýz etmesi. “Koþ! Ýnekleri Bükelek/Cýz/Külek tuttu.  Hepsi bir tarafa daðýldý.”

Büslegeç (Büsleðeç):
Piþirilecek yufkanýn saç üzerine konulmasýný, aktarýlmasýný ve yufkanýn
saç üzerinden alýnmasýný saðlayan uzun, dar, ince ve yassý tahtadan
yapýlmýþ alet

C

Calay: Konuþma sorunu olmadýðý halde kulaðý duymamasý sebebiyle konuþamayan kimse.“Konuþsana be adam!  Calay mýsýn?”

Cazu: Terbiyesiz, her zaman bencil ve ne pahasýna olursa olsun haklý olmak için çabalayan kadýn. “Cazuluk yapma”

Cýbýr:
Cýbýl kelimesinin deðiþmiþ þeklidir ve üzerinde hiçbir þey bulunmayan
kimse veya üzerinde hiçbir þey yetiþmeyen, verimsiz toprak. “Adamýn kafasý cýscýbýr olmuþ.”  “Tarla cýbýr kaldý.”

Cidoð: Pis ve kirli olmak, “Gömleðin yakasý cidoð gibi olmuþ”

Cýfýt: Sinir edici, moral bozucu kimse. “Çok cýfýt birisi, ne diyeceðimi þaþýrdým.” “Adamý cýfýt etme.”

Cýrmalamak: Kedilerin týrnaklarýyla yaptýklarý saldýrý hareketi. “Kedi kapýyý cýrmalýyor.”  “Kedi elimi cýrmaladý.”

Cýrmýk atmak: (Bkz. Cýrmalamak)

Cýrmýk: Kedinin cýrmýklama sonucunda býraktýðý týrnak izi. “Þu cýrmýk izlerine bak.”

Cýynak: Ýnsan ve hayvan týrnaðý.

Cýz tutmak : (Bkz. Bükelek tutmak)

Civan: Tarla sahipleri tarafýndan bentten suyu tarlalara getirmesi için görevlendirilmiþ, parayla tutulan kimse.

Coþtar (Çöþtür) : Ýyi veya kötü her iþin önünde koþan, kendine iþ arayan gösteriþ düþkünü kimse. “Bak! Coþtar gene ortada iþ hallediyor.”

Curu: Tadý beðenilmeyecek kadar duru.  “Anne ya, bu çorba çok curu olmuþ.”

Cümbüzük: Her þeye aðlayan. “Býrak! Ona þaka yapýlmaya gelmez. Cümbüzüðün tekidir. Hemen aðlar.”

Ç

Çalmak: Kenara çekilmek. “Veteriner, Ahmet’ten hayvanýn poposunu kenara çalmasýný istedi.”

Ça(ng)ýlmak: Kafa üstü yere düþmek. “Kamyon köprüden aþaðý dikdepe ça(ng)ýldý.”

Çarþak: Ayaklarýný birbirine çarparak yürüyen insan veya hayvan

Çatký: Gelin baþýna takýlan kýrmýzý, yeþil renkli iki yazmanýn örtülmesi.“Gelinin  çatkýsý baðlanýrken annesi aðlýyor ve babasý dýþarýyý seyrediyordu.”

Çeþme: Musluk anlamýnda kullanýlýr. “Çeþmeyi ört de gel!”

Çokmak: Köpeðin saldýrmasý. “Köpekler üzerimize üzerimize çokuyorlardý.”

Çokratma: Kaynatýlmýþ mýsýr ya da buðday, hedik.

Çörüþ: Köy düðünlerinde konuklarla ilgilenen kimse, Konukbaþý.

Çöþtür : (Bkz. Coþtar)

D

Daðnamak: Kýnamak. “Daðnama,  baþýna gelir.”

Da(ng)suða gitmek: Yapýlan iþin acayip karþýlanmasý ve kabul edilebilir olmamasý. “Annesinin elini öpmek yerine kibar bir þekilde sýkmasý da(ng)suma gitti. Senin gitmedi mi?”

Daraba: Bahçenin sýnýrlarýný belirleyen ve etrafýný çeviren parmaklýk. “Bahçeye girerken darabadan atlamýþlar.”

Dasdingil: Gideceði yere gerekli hazýrlýðý yapmadan giden kimse. “Otele dasdingil gelmiþim. Yanýmda ne pijamalarým, ne de param var.” “Dasdingil pikniðe gitmiþiz. Aç kaldýk.”

Davgun: 1)Yaptýðýnýn cezasýný gene kendisi çeken. “Davgunuma yapmasýn. Ýþte böyle olur.”   2) Taun hastalýðý, veba “Davgun bile yapýþmaz.”

Deðnekçi : Köy düðünlerinde düðünün önünde koþan, düðün öncüsü.

Depük: Tekme. “Depüðü yiyince yere serildi.”

Dýðdýðý:1) Kalbur altýna geçecek kadar küçük pirinç parçalarý veya kýrýntýlarý. 2) Uzak akraba. “O mu? Çok uzaktan akraba. Dýðdýðýnýn dýðdýðý.”

Dýrga: Yapýlan hiçbir iþten memnun olmayan, sürekli sorun çýkaran kiþi, oyunbozan. “Ýþi onun istediði gibi yapýn. Gene dýrgalýk yapar, baþýmýza dert olur.”

Dilçuk: Dilin üzerinde çýkan, acýlý, beyaz kabarcýklar. “Dilimde dilçuk çýkmýþ.”

Dilik: Dilinmiþ olan, keskin bir aletle ayrýlmýþ yer ya da þey. “Elbise dilik dilik olmuþtu.”

Doðah: Camýz (Kömüþ) türü hayvanlara  “dur” anlamýndadýr.

Do(ng)ra: Elin üstünde oluþan kabuklanmýþ kir. “Eli do(ng)radan çatlamýþtý”

Dolu Pazarý: Kusur pazarlarýndan sonra kurulan pazarlar. (Bkz. Kusur Pazarý)

Dombu (Dombi): 1) Çam aðacýndan yapýlan su kabý, Senek. Plastik su bidonlarý için de bu kelime kullanýlmaktadýr. 2)  Çocuklar arasýnda çok þiþman olanlar için kullanýlýr. “Bizim dombi geliyor, arkadaþlar!”

Durgutmak: Durdurmak  “Onu yolda durguttum, nereye gittiðini sordum.”

Düþük: Her gördüðünü isteyen. “Çok düþük bir çocuk”

E

Ebcük: Zurnanýn aðza alýnan ve üflenince ses veren kamýþtan yapýlmýþ parçasý

Eci: Abla, kardeþ “Aman ecim sen de!”

Ede-Göde:
Çocuklar tarafýndan yapýlan hem oyun ve hem de yaðmur duasýdýr.
Çocuklar toplu halde ev ev dolaþarak pirinç, yað ve tuz toplarlar.
Topladýklarýný ya piþirir ya da piþirttirerek yerler. Bu pilava
Ede-Göde pilavý denir.

El atmak: Yardým etmek, tamir etmek  “Arabaya bir el atta çalýþtýralým”

Emi: “Tamam mý? Unutma!” anlamýnda tembih sözü. “Gidersen ona selamýmý söyle emi.”

Ersün: Hamurlarý kesmeye yarayan, demirden yapýlmýþ, aðzý geniþ bir çeþit spatula.

F

Ferfene: Köylerde insanlarýn bir araya toplanýp kebap yapýp, eðlenmesi.

Feþel: Daha çok küçük çocuklar için yerinde duramayan yaramaz arsýz ama ayný zamanda sevimli. “Bak þu feþele! Gene ortalýðý karýþtýrmýþ.”

Filke: Musluk.

G

Gadak: Kardeþ, arkadaþ. “Gadaðým,  bu gün ortalarda yoktun.”

Galdýrgavþak: Çok gevþek, çok bol “Masa galdýrgavþak olmuþ”

Gapcuk (Kapcýk) : 1)Mýsýrýn bitkisinin dýþýndaki kabuk. “Mýsýrý kapcuklarýndan çýkarýp, birbirine baðladýlar.”   2) Ýnsanlarý aþaðýlamak için kullanýlan bir hakaret sözü. “Gapcukluk yaptý gene. Sinirlerim bozuldu.”

Gayren: Etkili olmak, sözü geçmek. “Ona gayrenim geçer, beni kýrmaz.”

Gavsa:
"Gavs”; anladýðýmýz kadarý ile bu kelime “Göðüs” kelimesinin deðiþime
uðramasý sonucunda “göðüs” kelimesi “dövüþ” kelimesinin “döðüþ” þekline
dönüþmesi gibi “gövüs” þekline dönüþmüþ ve ve gene deðiþime uðrayarak
“gavs” þekline dönüþmüþtür.

Gavsa daralmak: Göðsü sýkýþmak, bunalýma girmek. “O küçücük odada gavsam daraldý”

Gavþamak: Gevþemek “Sandalyenin ayakalrý iyice gavþadý”

Gavuç: Fýtýk çýkmasý veya fýtýðý çýkmýþ kimse. “Ahmet gavuç olmuþ”

Gavucu çýkmak: Fýtýk olmak.

Gem: Ekin demetini baðlamak için kullanýlan gene ekinden yapýlan ip.

Gý: “Kýz” kelimesinin kýsaltýlmýþ þeklidir, “Be” ünlemine yakýn bir anlam ifade eder. “Öyle deðil mi gý?”

Gýnýkmak: Sývý þeylerde yeteri miktara ulaþmak, kanýkmak. Genellikle “gýnýkamamak” þeklinde olumsuzu kullanýlýr. “Yahu o kadar terlemiþim ki; suyu içiyorum, içiyorum gýnýkamýyorum. Tam beþ bardak su içmiþim.”

Godoþ: Kendisini üstün gören, kendini eki sanan, kafasý çalýþmaya kimse. “Bak! Nasýlda godoþlana godoþlana yürüyor.” “Seni böyle býrakýr giderler iþte, akýllý godoþ!”

Godoþlanmak: Hindi gibi kabaran, kendini diðer insanlardan üstün gören kimsenin hal ve tavýrlarý. “Baksana! Godoþlana godoþlana yürüyor.”

Godu: Hindi, ibi.

Gol: Helâ, Tuvalet.

Goðunsamak: Yanýk kokusu olan. “Et sanki goðunsumuþ.”

Göde: Kurbaða.

Gögercük (Gövercük): 1)Ham, olgunlaþmamýþ meyve             2) Bitkilerin yeþermiþ hali.

Gölbez: Köpek yavrusu. “Gölbez gibi baðýrdý durdu, susturamadýk.”

Göper: Tarlalarda veya arazide toplanmýþ taþlarýn meydana getirdiði yýðýn.

Görebi: Dikenli çalýlarý kesmek amacýyla (Bu çalýlar özellikle çit yapmakta kullanýlýr.)  kullanýlan ucu eðritilmiþ bir çeþit kesici alet.

Gözlük: Baðdadi ve Kandil evlerde ocaðýn yanýnda bulunan küçük raflar.

Gudurak: Lades.

Gunnamak: Kedi için yavrulamak. “Bizim kedi dün gece gunnamýþ.”

H

Hapaz: Bir avuç  dolusu. “Cebime hapaz hapaz leblebi koydu.”

Harhar : Çok büyük çuval.

Harpuçlamak : Bir þeyi avuç ve parmaklarýný kullanarak ezmek. “Yemeði gene harpuçladý.”

Haya (He ya): “Öyle deðil mi?”  anlamýnda kullanýlan bir ünlem. “Geçen gün gene buraya oturmuþtuk. Haya?”

Hayat : Köylerde yaylýmdan dönen hayvanlarýn ahýrlarýna girmeden önce dinlendikleri üstü kapalý etrafý açýk yapý.

Heleme : Özelliðini kaybedecek kadar birbirine karýþmýþ olan. “Nasýl kaynattýn, yemekteki patlýcanla pirinç heleme olmuþ.”

Helkek : Helke.

Herkil: Yiyeceklerin muhafaza edilmesinde de kullanýlan küçük  ambar.  "Yumurtalarý herkile koymuþtum, oradan alýver.”

Holpak : Geniþ, bol. “Bebeðe elbisesi çok holpak geldi.”

Holtan: Çarýklara su ve çamurun sýzmasýný önlemek için konulan parça.

Hopan: Ýri, çok etli. “Hopan erik mübarek”

Hopur: Acuk denilen aþýsýz, yabani elmanýn dilimlenerek piþirildikten sonra tiliz çuvalda sýkýlarak posasýndan  ayrýlarak yapýlan bir çeþit yiyecek.

Hortlu : Küçük ve bakýma muhtaçken annesi ve babasý ölen çocuk. “Ha onlar mý? Daha beþ günlük iken bir trafik kazasýnda hortlu kalmýþlar.”

Höbelen: Ýlkbaharda çýkan ve yenilebilen bir mantar türü.

Hökümlü olmak : Müdaresiz ve gururlu olmak. “Baksana hökümlü hökümlü yürüyor.”

Höldür höldür : Çok bol. “Bu pantolonu giymem, baksana höldür höldür.”

Höldür höþek: Çok bol ve esas þeklini kaybetmiþ olan eþya. “Þu halýya bak! Höldür höþek olmuþ.”

Hölpüm: Bir yudum. “Bir hölpüm kahve bile vermedi.”

Hüþkü: Süprüntü, çöpe atýlacak küçük þeyler. “Hüþküyü faraþa topladý ve çöp  kutusuna yöneldi.”

Imýrga: Körpe, taze. “Imýrga salatalýðý severim.”

Ingýldamak: Kýmýldamak, konumundan hafifçe uzaklaþmak. “Bu adamý yerinden ýngýldatamýyoruz.”

Irýp: Düzenbazlýk, aldatma iþi.

Irýpçý: Düzenbaz, aldatýcý kiþi. “O, ýrýpçýnýn    biridir. Dikkatli ol.”

Ý

Ýbi: Hindi.

Ýbik: Kenar, köþe, uç taraf. “Parmaðý kopmuþ,  sadece derinin ibiði tutuyordu.”

Ýçitmek : Ceviz, fýndýk gibi sert kabuklu meyvelerin içinin çýkartýlmasý. “Cevizleri içittim mi?”

Ýlsinmek (Elsinmek): Yabancýlama, yabancý sayma. “Beni hala ilsiniyor.”

Ýþþþ! : Acýma ve beðenmeyi ifade eden bir hayret ünlemidir. “Ýþþþ! Nasýlda acýdan kývranýyor. Yavrucak” “Ýþþþ!Bu ne böyle ya! Mükemmel olmuþ.”

K

Kabran: Ýnce tahtalardan bükülerek, silindir  biçiminde yapýlan kutu. “Bir  kabran dolusu yað aldým.”

Kadýným (Gadunum, oh gadunum, Gadunum Allahým) : Beðenilen ve hoþa giden þeyler için kullanýlan bir ünlemdir. “Oh  kadunum! Ayranda bu sýcaða iyi   gitti.”

Kâha: Kâha tavasý denilen kenarý alçak, Geniþçe tavanýn içinde yaðda kýzartýlarak yapýlan içi boþ hamur iþi.  “Caným isterse kâha yerim / Durur  durur daha   yerim.”

Kak: Elma, armut gibi meyveleri dörde bölünmüþ parçalarýndan biri veya Diðer yiyeceklerde parça. “Bir kak elma    versene” “Bir kak kuru ekmeði bana çok  gördü.”

Kalan: Bitmemiþ kýsým, artýk. “Kalan iþimize  bakalým.”

Kandil :  Kalaslarý birbirine geçirmek suretiyle yapýlan evlerde kullanýlan her bir kalas.

Kandil Ev : Kalas Kalaslarýn birbirine geçirilmesiyle kurulan ev.

Karaçanaklý: Yemek kaplarý ve tabaklarý pis olan aileye denir. “Onlar mý?  Karaçanaklýdýrlar.”

Karþýgeçe : Akarsuyun veya çukurun karþý tarafý. “Irmaðýn kenarýna geldiðim zaman, babamýn beni karþý geçede beklediðini farkettim.”

Kavurga (Gavurga): Mýsýrýn ateþte patlamýþ hali

Kazýk (Gazuk) olmak : Hiçbir yere yakýþmayan, hep ortada kalan için kullanýlýr. “O mu? Býrak! Hiçbir iþe yaramaz kazýðýn (Gazuðun) tekidir.”

Kesmük: Burunda kurumuþ sert sümük parçasý. “Elinde burnundan çýkardýðý kesmüðü ile oynuyordu.”

Keþen: Çeltik bitkisinin ekilmesinden önce suyla dolu tarlanýn karýþtýrýp bulamaç haline getirilmesini saðlayan (Çeltik bu suyun durulmasýnda sonra ekilir.) hayvan veya traktörle çekilen aðaçtan yapýlmýþ tarak biçiminde diþli araç.

Keþen çekmek: Keþenle çeltik ekilecek  tarlayý bulamaç haline getirmek.

Kete : Düðünlerde taký dýþýnda getirilen hediyeler. “Düðün evine kete götürdün mü?”

Kete Çýkarmak : Düðünde düðün evine götürülen taký dýþýndaki hediyeler.

Kevük: Mutfaklarda kullanýlan çatal türü bir alet. Dallarý aþaðý çekmek için kullanýlan ucu “V” þeklinde olan sopa.

Kevük kesmek: Donacak kadar üþümek. “Dün gece soðuktan kevük kestim.”

Kýrýk : Eþek yavrusu.

Kýtýrpiyos : Adi, Cimri “Býrak þu kýtýrpiyosu. Bizi onunla uðraþtýrma”

Kiren: Kýzýlcýk aðacý ve meyvasý.

Konat (Konak): Köylerde düðüne dýþarýdan gelen erkeklere ayrýlan evlere düðü süresince verilen isim.

Konuþuk : Konuþma

Koyuk: Hoþ, hoþa giden. “Davulun sesi   uzaktan koyuk gelir.”

Kölek (Bükelek, Cýz tutmak): Özellikle yaz aylarýnda büyükbaþ hayvanlarý ýsýrarak onlarý rahatsýz eden ve onlardan kolay kolay ayrýlmayan irice bir sinek türü. “Koþ!Ýnekleri kölek tuttu.  Hepsi bir tarafa daðýldý.”

Kömüþ : Camýz

Kumpiri: Patates.

Kunnamak (Bak: Gunnamak)

Kupay: Bir cins av köpeði

Kuruluk : Mahsulun kurumasý için üstü kapalý, etrafý ehemmiyetsizce çevrili yer.

Kusur Pazarý: Bayramlardan sonra kurulan pazar.

Kül Temeði : Kandil evlerde kül dökmek amacýyla evin arkasýnda bulunan pencere.

Küntüre : Akarsularýn topraðý yememesi için ýrmak kenarlarýna aðaç dallarý ve taþlar yardýmýyla kurulan barikat, set.

Kürük: Burnu kýsa insan veya ucu kýsa olan eþya.  “Kürük burunlu çocuk.” “Kürük kazma”

Küt : 1)  Ucu sivri veya keskin olmayan “Bu býçaðýn ucu küt.”  2)Belden aþaðýsý tutmayan kimse. “Küt cemal gene ellerine girdiði terliklerle yavaþ yavaþ sürünerek geliyordu.”

M

Mada: Ýþtah, yeme isteði. “Lütfen üsteleme, adam almýyor.”

Me: “Al” anlamýnda bir söz. “Me, al kitabýný”

Meh: Evcil eti yenilebilen hayvanlarýn çaðýrýlma sözüdür. “Meh, meh... Gel    Sarýkýz’ým gel.”

Meksetmek: Bekletmek. Birini iþinden   alýkoymak. “Kusura kalma, seni meksettim.”

Mengül: Bilezik

Mýndak: Kedi yavrusu

Motor: Traktör  “Motor, neredeyse çocuðu ezip geçecekti”

O

Oklaðaç: Oklava

Ot kabartan: Küçük taneli zarar vermeyen dolu. Buna ebem bulguru da denir.

Ö

Öllü(ng)körü : “Elinin körü” ifadesinin halk dilinde kullanýlýþý “Þuna bak bana öllü(ng)körü der gibi bakýyor”

Ötegeçe : Akarsuyun veya çukurun karþý tarafý. “Sen ötegeçede ben bu geçede kalakaldýk.”

P

Pezü: Hamur yassýaðaçta açýlmadan önce küçük hamur toplarý þekline getirilmesi. “Üç pezülük hamur kaldý.”

Pý(ng)kýlpýs: Bulgur ufaðýnýn suda kaynatýlarak, içine tuz, soðan ve yað  konularak yapýlan bir çeþit yemek.

Pýta : Genellikle beyaz (az da sarý ve siyah olarak kullanýlan renkleri de mevcuttur) kumaþ üzerine siyah renkli baský ile yapýlan ve kadýnlarýn baþlarýn örtmekte kullandýklarý 120’ye 120 örtü.

Pinnik: Kümes. “Tavuklarý pinniðe koydum.”

S

Sadýr: Hayvan sidiði. “Sizin dam çok sadýrlý.”

Saf: Ahmak, uyuþuk. “A benim saf oðlum”

Sa(ng)sak :  Saksaðan

Sarsuk : Hareketleri dengeli olmayan, akýl ve hareket olarak insani dengesini kaybetmiþ gibi davranan. “Sarsuk sarsuk yürüyor ve sarsuk sarsuk etrafa bakýyordu”

Sepken: Dolu. “Sepken tarlayý ezmiþ, geçmiþ.”

Serit : Sýrýk kebabý yapýlýrken bir vasýtasýyla piþen etten toplanan yað.

Seyisana: Bazý köylerde, düðünlerde zahire götüren erkek.

Sýðýnamamak : Çok yiyerek rahatsýz olmak. “O kadar çok yemiþim ki sýðýnamýyorum”

Sývatlýk : Köylerde su kenarýna çamaþýr yýkamak için yapýlan etrafý örülü üstü açýk mekan

Sile: Herhangi bir tahýl ölçeðini fazlaca  tahýl ile doldurduktan sonra kenar  hizasýndan elle veya bir aletle fazlalýklarýn alýnmasýdýr. “Biz buðdayý silme    koyarýz.”

Sivrik: Topraktan yeni çýkan tahýl yeþilliði.

Soyðun: Ölünün üzerinden çýkarýlan giysiler.

Su tutmak : Suyu akarsudan su kanalýna aktarmak veya tarlayý sulamak. “Yarý ýrmaða su tutmaya gidiyoruz.” “Tarlaya su tuttun mu?”

Sürgeç: 1) Bulaþýk yýkanýrken  kiri çýkarmak için kullanýlan bez, el bezi    2) Biþiyi sütle ýslamak için kullanýlan ucu bezli çubuk.

Süyen: Bahçe veya tarlalarýn etrafýna çakýlan sivri kazýk.

Þ

Þambal:  1)Yuvarlak ve elips þekillerinin  gerçek þeklinde olmamasý “Þambal bir daire olmuþ”  2) Kafatasýnýn simetriði olmayan kimse.

Þellepçi: Yaptýðý iþi baþtan savma yapan, hileli yapan veya hilesini gizleyen kimse için kullanýlýr. “O, þellepçinin yaptýðý  sandalyede oturulmaz, ya bozulur, ya da kýrýlýr.”

Þibi : Ördek yavrusu.

Þibidik : Ayaða giyilen çok dar ve kýsa giysinin görünüþü. “Þibi (Ördek yavrusu)’nin bacaðý gibi” anlamýnda kullanýlýr.

Þilepe: Yemiþ ve tatlýlarýn býraktýklarý yapýþkansý leke. “Ellerin þilepe olmuþ, bir yere  dokunman onlarý yýkayalým.”

Þiþkin: Þýmarýk, kendini beðenmiþ kimse. “O mu? Sakýna! Þiþkinin biridir.”

T

Taslýk : Eski ev odalarýnda dolabýn yanýnda veya tavana yakýn yapýlmýþ raf    ya da raflar.

Tehne : Tenha. “Tehne bir sokaða girmiþtim, çok korkuyordum.”

Teltük : El becerisi iyi olmayan, her þeyi elinden düþüren, kýrýp, döken. “Teltük teltük hareketleri var.”

Tepecik : Ekin halindeki buðdayýn yýðýn hali.

Tetmek: Kurumuþ bir þeyin düþmesi veya asýlý olan bir þeyin yerinden kurtulmasý. “Bir baktým ki, ceket tetmiþ yere düþmüþ. Hemen yerden aldým”

Týrnakçý : Ýki kiþiyi birbirine düþüren

Týrsmak : Korkudan yapacaðý iþten vazgeçmek, geri dönmek. “Üzerine yürüyünce nasýl týrstý, gördün mü?”

Tiliz : Kendir lifinden yapýlmýþ çuval.

Tiril: Kesin. “Senden tiril söz istiyorum.”

Tiril tiril olmak : Çok ince olmak. “Yufka  tiril tiril olmuþ.”

Tomoþo : Birinin üzerindeki giysinin katlanarak, buruþuk hale gelmesi. “Þu üstündekilere bak! Tomoþo olmuþ.”

Toruþ: Bir kaðnýyý çekmeyen camýzlara yardým amacýyla getirilen camýzlara  verilen ad.

Tuzdaðýn olmak : Tuz taneleri kadar küçük parçalara bölünerek daðýlmak.  “Þekerlik çocuðun elinden düþünce tuzdaðýn oluverdi. Her parçasý bir yere daðýlmýþtý..”

U

Ustun: Çatý inþaatýnda aþýk adý verilen  aðaçlarýn en üstüne konulan aþýk aðacý.

Uymak : Sataþmak, kavga etmek. “Ama önce o bana uydu.”

V

Varivi: Yürü git anlamýnda bir kelime. “Varivi. Varivi. Ýþini gör de gel.”

Vidik: Köpek yavrularý bu sözcükle   çaðrýlýr.

Viriyy (Vriyy): Þaþkýnlýk, hayret bildiren  bir ünlem. “Viriyy !.. Baþýma gelene bak.”

Y

Yantiri (Yantirik, yantiriþ): Yan yan veya bir ayaðý kýsa olan kimsenin yürüyüþü. “Þuna  bak! Yantiri yantiri gene bir yerlere gidiyor.”

Yapaz: Boynuzlarý arkaya doðra yatmýþ   olan büyükbaþ hayvan

Yanuç : Yengeç.

Yapýþmak: El ile tutmak. “Çuvalý sýrtýma koyacaðým, kenarýndan yapýþýver.”

Yapuklu : Saçý taranamayacak kadar çok karýþmýþ olan

Yarýnsý gün : Bir sonraki gün “Haberi aldýðýmýz günün yarýnsý günü yola çýktýk.”

Yarsýmak: Ýmrenmek, nazar etmeden kendisinin de olsun istemek.  “Ne güzel dantel,   yarsýdým”

Yaslaðaç : Üzerin de hamur açýlan dört  ayaklý, yuvarlak yassý tahta, Yastýðaç.

Yazmak : Yaslalaðaçta hamur açma iþi. “Kýz bu yaslaðaçta ne güzel hamur yazýlýyor.”

Yazým ekmeði : Piþirilen yufkalarýn kuru olarak muhafaza edilmesi ve tüketileceði zaman ýslanarak yemeðe hazýrlanmasý þeklinde kullanýlan ekmek.

Yedek : Genellikle kahvehanelerde çay suyunu kaynatmakta kullanýlan küçük su tanký. “Yedek yavaþ yavaþ kaynýyor ve demliklerin yanýndan buharlar çýkýyordu.”

Yeðniþek : Oldukça hafif, yeðin. “Bu çuval yeðniþek. Çocuk bile taþýr.”

Yelepmek: Bir þeyin rüzgarda dalgalanmasý. “Çarþaf  rüzgarda aþaðý yukarý    yelepiyordu.”

Yeriþmek : Sonradan diðerlerine ulaþmak. “Siz gidin ben size yeriþirim.”

Yýlankýrkan :  Çok cimri kimse. “O yýlankýrkanýn biridir.”

Yiþek (Yeðniþek): Hafif “Oðlum sen de amma yiþeksin.”

Yiygü: Yenilecek þeyler.

Yoka : Sýð, derin olmayan. “Suya baktým su çok yokaydý”

Yuvalak : Çeltiði kabuðundan ayýrmak amacýyla harmanlarda kömüþ(camýz)lere baðlanarak çeltik üzerinde gezdirilen büyük ahþap silindir. Þekli hamur merdanesine benzer.

Z

Zeklenmek : Karþýsýndaki insanýn sözü ve davranýþý ile alay etmek veya espri yapmak, zevklenmek. “Benimle zekleniyorsunuz. Bir gün ben de sizinle zeklenirim.”

Zýmzýk: Yumruk. “Zýmzýðýný tepsiye vurunca,  sofra devrildi.”

Zývala: Yufka ekmek açýlýrken kesilen bir ekmeklik hamur, pezu

                                            Hazýrlayan: Mehmet Nuri YILMAZ

                                                                              Boyabat - 2002

boyabatgazetesi.com









Copyright © Boyali Köyü Güzellestirme Ve Kalkindirma Dernegi Tüm haklarý saklýdýr.

Yayýnlanma:: 2008-01-22 (1916 okuma)

[ Geri Dön ]
Fatih Anadolu Copyright
Tema desing: Eðitimin Sesi  PHP-Nuke Resmi Sitesi
boyabat boyabat haber